1997 yılında Oxford Üniversitesi’nden mezun olmuş, 1998 yılında SOAS Üniversitesi’nde Uluslararası Politika bölümünde yüksek lisansını tamamlamıştır. Kurumsal bir girişimci ve yönetici olan Herzberg, 2005-1015 yılları arasında Cisco isimli ağ teknolojileri şirketinde çalışmıştır. Burada çalıştığı süreçte Cisco’nun Global Akıllı Şehir İşletmesini kurmuştur. Günümüzde ise Schneider Electric şirketinde Orta Doğu ve Afrika bölge başkanlığı yapmaktadır. Aynı zamanda Çin, Asya, Orta Doğu ve Afrika’daki şehirler için dijital çözümlere öncülük etmektedir.

Herzberg, şehirlerin akıllı şehirlere dönüşümünü konu alan kitabında, odağına insanı alarak şehrin temelden en üst aşamaya tüm ihtiyaçlarını bilgi ve teknoloji odaklı çözümlerle ele almaktadır. Ayrıca kitapta; akıllı şehirler için tek bir belirleyici faktör veya şablon olmadığının, bu kavramın şehrin dinamiğine göre şekillenmesi gerektiğinin altı çizilmektedir.

 2017 yılında Akıllı Şehirler Dijital Ülkeler kitabını Türkçeye kazandırmamızın ardından şimdi İnfoloji Blog okuyucularını CISCO, Deloitte gibi şirketlerde görev alan ve Schneider Electric’de Afrika ve Ortadoğu Başkanlığı görevini sürdürmekte olan Caspar Herzberg ile gerçekleştirdiğimiz röportajı paylaşmaktan dolayı çok mutluyuz.

“Smart Cities Digital Nations” kitabı 2016 yılından beri pek çok insana ulaştı. Bunu biz de kitabınızı Türkçeye çevirdiğimizde ülkemizde gördüğü ilgiden anlıyoruz. Peki henüz kitabınızı okumayanların akıllı şehirler için nasıl bir motivasyon bulmasını istiyorsunuz?

CH: Kitabım için ilham aslında, Cisco’da çalışırken edindiğim Akıllı Şehirler konusundaki kişisel tecrübelerimden geldi. O zamanlar, akıllı şehir konseptinin “babaları”ndan biri olarak bilinirdim. Kitap, inovasyon yönetiminin nasıl yapılacağı, girişimciliğin benimsenmesi ve bu yolculukta karşılaşılacak başarısızlıklarla yüzleşme noktasında kilit temaları açıklamaktadır. Bence ideal olan, büyük konuda yenilgiyi erken safhada yaşayıp bundan öğrenerek kendini iyileştirmektir. Her lider hayatında en az bir kere yenilmiş olmalıdır.

Hızlı nüfus artışı ve giderek artan kentleşme, şehirlerde konaklama ihtiyacı, ulaşım problemleri ve kirlilik gibi önemli sorunlara yol açıyor. Bu yüzden de her geçen gün “akıllı şehirler” tabirini daha çok duyuyoruz. Akıllı şehir çözümleri ve hizmetleriyle ilgili olarak küresel pazarda nasıl bir büyüme öngörüyorsunuz?

CH: Akıllı şehirler yaşamak istediğiniz, içinde mutlu olduğunuz şehirlerdir. Bu bağlamda mantıken her yerde akıllı şehir kuruyor olmalıyız. Zorlukların üstesinden gelinmesi için teknolojinin kullanımı, akıllı şehirler için kilit noktadır.

Eğer bu zorluk işe nasıl gideceğiniz ve yolculuğunuz sırasında başınıza geleceklerse, teknoloji burada size nasıl yardımcı olabilir? Ya da bu zorluk suç ise, güvenlik kamerası ve güvenlik ekibi bunu nasıl belirleyebilir? Veya bu zorluk temel altyapı ise, su ya da elektrik, teknoloji ne yapabilir? Cevap aslında, kullanıcıların ihtiyaçları ve de çözülmesi gereken kilit problemler üzerine çalışmakta yatıyor. 

Nasıl bir şehri “akıllı şehir” olarak tanımlanabiliriz? Sizce dünyada akıllı şehir olmayı başarmış şehirler hangileridir? Şehirlerin dijitalleşme/ akıllı şehir olma sürecinde atacakları ilk adım ne olmalı? Dönüşüm nereden başlamalı?

CH: Akıllı şehir, temelde o şehirde yaşayan insanların ilk etapta daha iyi, daha mutlu olduğu ve tecrübelerine imkan sağlayan teknolojilerin kullanıldığı yerlerdir, ilk olarak bunu söyleyebilirim. İkinci olarak, şehirde enerji tüketiminin önemli ölçüde azaltılmasında teknolojinin kullanıldığı yerlerdir, örneğin; akıllı şebekeler ya da akıllı bina çözümleri. Ve üçüncü olarak, akıllı şehir orada yaşayan insanlar için teknoloji kullanarak daha güvenli ve daha iyi bir şehir oluşturulan yerdir. Temelde, akıllı şehir teknoloji sayesinde mutlu olmuş bir şehirdir.

Nereden başlayacağınızı düşünürseniz, aslında teknolojiyle değil, başarmak istediğiniz çıktılarla başlamanız gerekir. Kurulu bir şehirden bahsediyorsak, halihazırda mevcut olan büyük açıklar nelerdir – seyahat ederken harcanan süre, çok yoğun araç trafiği, emniyet ve asayiş endişeleri, kaynak sorunları, her şey için gerekli enerji olmaması gibi… Önce kentliyle ve de kentliler için önemli hizmetlerle başlayın. Bunu muhtemelen adım adım ilerleyerek nüfusun daha yoğun olduğu, şehrin daha büyük kısımlarında yapmanız gerekecektir. Genellikle şehirler, yüzyıllar boyu süren süreçlerde inşa edilmişlerdir bu nedenle, nerede olduğunuza bağlı olarak değişken zorluklarınız olacaktır.

Mesela, eğer popülasyonu azalmış bir şehir merkeziniz ve suç oranı yüksek eski bir şehriniz varsa güvenlik kamerasıyla ya da merkezi erişim kontrolü ile başlayabilirsiniz. Eğer şehirde ağırlıklı olarak ısıtma ve soğutma probleminiz varsa bundan başlamak isteyebilirsiniz. Daha sonra da başarmak istediğinizden tüm bunları destekleyen bütünleştirilmiş altyapı maliyetine hem niteliksel hem de niceliksel işe dönersiniz (bazen altyapıya bağlı olarak kentlilere sağlanan hizmetlerden masraflarınızı karşılayabilirsiniz) ve sonra da bu süre zarfında şehri nasıl geliştirme planınız olduğuna bağlı olarak; 10, 15, 20 yıl gibi uzun bir süre boyunca şehir planlaması yapabilirsiniz. 

Akıllı şehirlerde bilgi gizliliğiyle ilgili düşünceleriniz neler? Sizce veri paylaşımı bir gereklilik mi yoksa tehdit mi?

CH: Veriler ve bilgiler,  hem özel hem de kamusal sektörler için hizmet sağlama amacıyla insanların aktiviteleriyle ilgili istihbarat takibi yapan sensörler yoluyla elde edilir. 

Verilerin eldesi sistemik olarak şehri geliştirmemektedir, bu verinin gerekli görüldüğü ve kullanıldığı yoldur ve sonuç olarak bu tartışmanın odak noktası olacak şeyi sağlayabilir aslında. Veri toplanmasının zorunluluk olarak görüldüğü yerlerde sadece kesin surette toplanması gereken veriler toplanmalıdır. Kendileriyle ilgili toplanmış bilgilerden ve de bunların nasıl kullanılacağıyla ilgili oluşan farkındalık yoluyla kentlilere danışılması da buna dahil olan tüm taraflar arasında güven inşa edilmesi için bir hayli önemlidir. 

Veri ve bu verilerin nasıl kullanıldığı ilk olarak, etik bir sorudur. Kabul edilebilir sosyal normlar ve kabul edilen sosyal normlara bu verilerin kullanımı nasıl adapte edilebileceği sorusudur bir yandan. Ve tabii ki bu; kültüre, çevreye ve hatta ülkeye bağlı olarak zaman zaman da şehrin konumuna bağlı olarak değişir.

İlk adım; hangi tür verilerin toplanacağı, hangi tür verilerin depolanacağı ve kullanılacağı konusunda oldukça açık bir çerçeve oluşturmaktır. Toplanan verilerle ne yapıldığına dair endişe etmeye çok fazla vakit harcamamıza rağmen, bu verilerin kullanımını düzenleyecek çerçevelerin kamuya açık şekilde tartışılması için yeterli vakti ayırmıyoruz. Bunun, koruyucu sıfatıyla bulunan hükümet ve insanların kendileri arasında istişare şeklinde gerçekleşmesi gerekir.Yani tabii ki, bu bazı kültürlerde oldukça kısa bir sürece sahip olacaktır. Bazı kültürlerde de daha fazla, daha uzun ve etkileşimle yönlendirilen bir çekişme şeklinde ilerleyecektir. Fakat aslında neye odaklanılacağına karar verildiği takdirde, bu çerçeveye karar verebilir ve sonrasında da toplanan verilerin nasıl yönetilmesi gerektiğini belirleyebilirsiniz.

Şu an sahip olduğumuz ise tam tersi; birçok veri toplanıyor ve sıklıkla da teknoloji tartışmalarının ve de etik değerlerimizin gelişimin çok önünde. Çünkü aynı zamanda sosyal normlarımız ve etik değerlerimiz bu verilerin nasıl kullanıldığına göre değişmekte ve bunu da aklımızda bulundurmak zorundayız. Bu uzun vadede bir endişe aslında çünkü insanlar olarak vazgeçtiğimiz tek şey özgürlüğümüz değil, sonuçlarını hesaba katmadığımız için gizliliğimizi de kaybetmekteyiz. Bu nedenle de bu konuşmaların yapılması gerekir. Şüphesiz, kanun yaptırımı karşısında verilerin nasıl kullanılması gerektiği daha yakın inceleme gerektiren ayrı bir tartışmadır. Fakat aynı zamanda güvenlik hizmetlerine de daha büyük bir güç verilmiş olduğu unutulmamalıdır.

Akıllı şehirler için tek bir belirleyici faktör ya da şablon olmadığını ve bu kavramın şehrin dinamiğine göre şekillenmesi gerektiğini ifade ediyorsunuz. Sizce İstanbul’un akıllı şehir olabilmesi için belirleyici faktörler nelerdir?

CH: İstanbul gibi şehirler için şehrin sorunları ve fırsatları derinlemesine çalışılmadan öneride bulunmak zordur. Ama çok uzaktan bakarak konuşmam gerekirse de ilk olarak diyebileceğim, İstanbul’un; korunması gereken zengin arkeolojik ve tarihi mirasa sahip çok eski bir şehir olduğunun dikkate alınması gerektiğidir. 

İkinci olarak, görebildiğim kadarıyla çok geniş bir şehir, yoğun bir trafiğe sahip ve de insanları yaşadıkları yerden çalıştıkları yer arasında bir kıtadan öbürüne geçiş yapıyorlar. 

Üçüncü olarak, her büyük kentleşmiş şehir gibi emniyet ve asayiş problemleri – ki bunların kendisinden daha büyük boyuttaki şehirlerden daha az olduğu düşünülebilir. 

Bunlardan hareketle, sanıyorum daha önce söylediğim şeyi tekrarlayacağım: İstanbul sakinleri için ana problemlerin vurgulanması sürecinde, İstanbul altyapısı için uzun vadeli  ulaşım planlarına odaklanılması gerekir, yeni köprüleri yeni havalimanı gibi, sonrasında da muhtemelen ulaşımın, güvenliğin ve de altyapıdaki enerji yönetiminin oldukça üst sıralarda olduğu bir öncelik listesi hazırlarım. Ek olarak dünyanın diğer yerlerindeki gibi yapılması gereken, şehrin ve binalarının karbon ayak izini azaltılmasından sonra kameraları bir ağa bağlayan, çok fazla iş yapılmadan uygulama yapılabilen -kazma maliyeti ve şehir merkezini koruma ihtiyacı, trafik yönetimi yapmanıza izin veren teknolojilere odaklanma, trafikten kaçınmaya odaklanma, video konferansı destekleyen ağlar uygulayarak, insanların evlerine veya evlerinin yakınındaki iş merkezlerinden çalışmasına olanak tanıma-, farklı iş merkezlerine merkezi bir modelle iş dağıtabilen, insanları telebuluşma, yüksek çözünürlüklü video konferanslar gibi yöntemlerle bir araya getirerek seyahat ihtiyacının azaltılmasını sağlayan teknolojilerin geliştirilmesine çalışılmalıdır. Bu kesinlikle bir şehri akıllı yapan noktalardan biridir ve de kadınların işgücüne katılması için de yeni yöntemler yaratır. Bununla birlikte Türkiye özelinde kadınların işgücüne yüksek oranda katılım gösterdiklerini görmekteyim. 

Akıllı binaların enerji verimliliğiyle ilgili olarak, bunun güçlü yasal çerçevelerle ve güçlü bina kodlarıyla desteklenebilecek ve akıllı bina teknolojileriyle, sırasıyla yaz ve kış mevsimlerinde binaların hem ısıtma hem de soğutmasının azaltılmasına odaklanılacaktır. Ve tabii ki, toplam enerji ve su tüketiminizi azaltmanıza imkan sağlayan akıllı şebeke uygulamalarına ve de mevcut altyapıya da odaklanılmalıdır.

Dijital dönüşüm konusunda uzmanlaşmış bir yazar ve Orta Doğu bölgesinde yöneticilik yapan biri olarak, Türkiye’nin dijital teknolojiler alanında ilerleme şansını nasıl değerlendiriyorsunuz? Dijital teknolojilerin şehirlere entegrasyonuyla ilgili odaklanılması gereken başlıklar nelerdir?

CH: Bence her ülkenin başarı elde etme şansı hayli yüksektir. Asıl gerekli olan, spesifik teknolojiler yerine sonuçlara odaklanmış olan bir strateji ve uzun vadeli bir vizyondur. Sonuçlarla çalışmaya başladığınızda ve de bugünkü teknolojide belirli boşluklar olduğunu fark etmeniz halinde, teknolojik açıdan bu boşlukların doldurulmasına yönelik geliştirme yapabilirsiniz. Kendinizi bugün nerede olduğumuzla sınırladıktan sonra ortaya sadece yeni bir şey çıkarmanız gerekir. Yani her daim sonuçlara odaklanmalısınız.

Bu bağlamda, şunu söyleyebilirim: Türkiye’nin dünyanın endüstriyel elektrik santrali olarak son 20 yıldaki değişimi göz önüne alındığında, özellikle dijital teknolojilere odaklanmış uzun vadeli aynı akıllı şehir yaklaşımının uygulanmasına devam edilmesi halinde Türkiye’nin başarılı olma olasılığı bir hayli yüksektir.

Şimdi dijital teknolojiler hakkında konuşursak: Türkiye’nin öne çıktığı alanlardan bahsetmemiz gerekirse, ki bu endüstriyel çıktıdır, odak noktası Türkiye’nin ürettiği ve farklı ürünlerle bağlayabildiği ve de dijital olarak ulaşılabilir hale getirdiği ürünler ve sonrasında da gelecekte ortaya çıkabilecek dijital sorunlar için kilit köşe taşları olmalıdır. Yani bu özellikle; motor, pompa, Türkiye’nin ürettiği endüstriyel çözümler – dijital olarak etkinleştirmek için bir strateji varsa, bunları web üzerinden merkezi olarak bir yazılım olarak bağlama yeteneği – akıllı bir şehrin parçası olacak çözümlerin geliştirilmesi doğal olacağı anlamına gelir. Örneğin, süreç otomasyonu, su yönetimi, akıllı fabrikalar, dijital fabrikalar gibi.

Bir röportajınızda akıllı şehirlerin bir teması olması gerektiğinden bahsetmiştiniz. Sizce İstanbul’un akıllı şehir teması ne olmalıdır?

CH: Zorluklar dikkate alındığında, ulaşım ve dijital teknolojilerin nasıl yardımcı olacağına odaklanılmasının – daha önce de bahsettiğim gibi seyahatten kaçınılması ya da trafik ve seyahatin akıllı yönetimi- yüksek derecede bağlı trafik yönetimi çözümlerinin yaratılmasına, emniyet ve asayiş odaklı güvenlik kamerası kullanımına ve de trafik yönetiminin desteklenmesine yarayacağını düşünüyorum. Bunun önemli bir konu olduğu, aslında İstanbul’da trafiğe çıkma iznine sahip araç sayısını azaltacak bütünleşik bir stratejinin bir parçası olduğu ve de İstanbul’daki hava kalitesinin iyileşmesine anlamlı ölçüde katkı sağlayacak olan kişisel araç kullanımının azaltılmasıyla insanları toplu taşımaya yönlendiren ve dijital bir deneyim sunan daha genel bütünleşik bir seyahat ve trafik yönetiminin bir parçası olduğu açıktır.

Türkiye’deki genç nüfusun büyük yüzdesi ve bu kişilerin dijital teknolojilere eğilimi dikkate alındığında, bu kişilerin bunları benimsemeye ve toplumu da buna alıştırmaya daha yatkın kişiler olma olasılıkları bir hayli yüksektir. Örneğin, Çin Bankacılığında olanlar şu an WeChat tarafından domine edilmiştir. Bu bana bir benzer olayın Türkiye’de olma olasılığının yüksek olduğu izlenimini veriyor.

Yeni bir kitap hazırlığınız var mı? Varsa hangi konu üzerine bir çalışma yürütüyorsunuz? 

CH: Şu sıralar üzerinde çalıştığım bir kitap olmasa da bir sonraki odak noktamın ne olabileceği konusunda birkaç fikrim var. Kilit başlıklardan biri enerji endüstrisi dönüşümünün iklim değişikliğinin etkilerinin azaltılmasında kullanılan ana etkenlerden biri haline getirilmesi olabilir.

Total
0
Shares